Türkiye’de Matematik Eğitimcisi Olmak..

0
8212

 

Biz matematikçi miyiz matematik eğitimcisi miyiz? Gerçekte biz matematik eğitimcisi olarak akademik anlamda kim olduğumuzu, ilgi alanımızın ne olduğunu, hangi anabilim dalının altında faaliyet göstermemiz gerektiğini çok iyi biliyoruz. Ancak bize dışarıdan bakanların bizi yeterince tanımadığını geç de olsa anlamış bulunmaktayız. Genel anlamda eğitimle ilgili bilenin de bilmeyenin de konuştuğu ülkemizde matematik eğitimi alanında da bizden çok başkaları konuşuyor, başkaları kararlar veriyor, başkaları politikalar belirleyebiliyor. Oysa matematik eğitimi alanında konuşması gerekenler, karar verecek olanlar ve politika belirleyecek olanlar bu alanın uzmanı olan, bu alanda araştırmalar yapan matematik eğitimcileri olmalıdır. Bugün ülkemizde şahit olduğumuz öğretmenlik sertifikası uygulamaları öğretmenlik mesleğini olumsuz yönde etkilediği gibi ileride eğitim sistemimizin niteliği açısından telafisi mümkün olmayacak problemlere yol açacağı muhakkaktır. Ülkemizde bu olumsuzluğun yaşanmasının en önemli nedeni alancı ile alan eğitimcisi arasındaki farkın tam olarak anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Eğer biz alan eğitimcisi olarak, bir matematikçiden akademik faaliyetlerimizle ve araştırma konularımızla nasıl farklılaştığımızı etkili kanalları kullanarak ortaya koyabilseydik, eğer biz alan eğitimcisi olarak aynı zamanda öğretmen eğitimcisi olduğumuzu ve o nedenle dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitim fakültelerinde istihdam edildiğimizi anlatabilseydik, kararlı duruşumuzla öğretmen yetiştirme bizim işimizdir ve bunun da doğru adresi eğitim fakülteleridir diyebilseydik bütün bu olumsuzlukları genelde alan eğitiminde özelde matematik eğitiminde yaşamamış olacaktık.

Akademik Disiplin Olarak Matematik Eğitimi

Bir akademik disiplin olarak matematik eğitimini tanımlamadan önce tanımın anlaşılmasını kolaylaştıracak diğer ilgili tanımlara ve kavramlara açıklık getirmemiz gerekiyor. Alan eğitimi; tarih, coğrafya, kimya, fizik, sosyoloji, Türkçe gibi alanların ürünü olan akademik bilgi birikimini okul müfredatına yansıtarak toplumun ilgili alandaki eğitim ihtiyacını karşılamak amacı ile eğitim bilimlerinden yararlanarak alanın öğrenilmesi ve öğretilmesiyle ilgili yeni yöntem, kuram, yaklaşım ve bilgiler üreten akademik uğraş alanıdır.Doktorasını veya doçentliğini, ilgili bilim alanının (fizik,kimya, biyoloji, matematik, tarih vb.) eğitimi ve öğretimi (fizik eğitimi, kimya eğitimi, biyoloji eğitimi, matematik eğitimi, tarih eğitimi, din eğitimi vb.) üzerine almış ve/veya bu konuda tez yönetmiş, akademik yayınlar yapmış öğretim üyesi de alan eğitimcisidir.

Bu genel tanımları matematik eğitimi için özelleştirirsek bir akademik disiplin olarak matematik eğitimini ve bu akademik disiplinde kariyer yapan matematik eğitimcisini de aşağıdaki gibi tanımlayabiliriz:

Matematik Eğitimi; akademik matematiğin bilgi birikimini okul matematiğine yansıtarak toplumun matematik eğitimi ihtiyacını karşılamak amacı ile eğitim psikolojisinden, sosyolojisinden, felsefesinden, tarihinden, yararlanarak matematiğin öğrenilmesi ve öğretilmesiyle ilgili yeni bilgiler üreten bilimsel çalışma alanıdır. Matematik eğitimi, akademik araştırmaların ışığında matematiği öğrenme ve öğretme pratiğidir. Diğer bir deyişle matematik eğitimi” matematiğin öğrenilmesi ve öğretilmesi üzerine yöntem ve teoriler geliştirilmesi ve uygulanmasını sağlayan bir bilim dalıdır.

Matematik eğitimcisi kimdir? Matematik eğitimi alanında bilimsel çalışmalar yapan bir akademisyen matematik eğitimcisidir. Matematik eğitimcisi genel olarak matematiğin öğrenilmesi ve öğretilmesiyle profesyonel olarak ilgilenen ve bu konularda araştırmalar yapan eğitim bilimci ve dolayısıyla sosyal bilimcidir.

Matematik eğitimcisinin araştırma konuları ne olmalıdır? Öncelikli olarak matematik eğitimcisi okul matematiğinin konularını veya kavramlarını öğrenciye nasıl tanıtabileceği ve öğrenciler için onları nasıl öğrenebilir hale getirebileceği üzerinde düşünür ve araştırmalar yürütür. O halde matematik eğitimcisinin araştırmalarının odağında bir matematik konusunun, kavramının, ilişkisinin, özelliğinin veya tanımının öğrencinin anlayabileceği, kavramlaştırabileceği veya anlamlaştırabileceği hale nasıl dönüştürülebileceği problemi olmalıdır. Bu tür araştırmaların sonuçlarına bağlı olarak yaptığı öneriler pratikte okul matematiğinin öğretiminde kullanıldığında matematik eğitimcisinin yaptığı iş bir karşılık bulmuş olacak ve bu araştırmacı olarak matematik eğitimcisinin saygınlığı olacaktır.

Yukarıdaki tanımda geçen okul matematiği deyimini biraz açmamız gerekiyor. Matematiğin ulaşmış olduğu bilgi birikimini kullanarak teorik ve pratik alanda yeni bilgiler üreten ve matematiğe bu yolla bilimsel katkıda bulunmayı amaçlayan akademik matematikten farklı olarak okul matematiği; “Toplumun ihtiyaç duyduğu bireyin sahip olması gereken matematik okuryazarlık düzeyi ne olmalıdır? Matematik ile ilgili ne öğretelim ve nasıl öğretelim?” gibi sorularla ilgilenir. Diğer bir deyişle, matematiğe değer veren, problem çözme ve matematiksel akıl yürütme becerilerine sahip, matematiği bir iletişim aracı olarak kullanabilen bireylerin yetiştirilmesi amacıyla belli bir öğretim programı dâhilinde okullarda bir ders olarak okutulan matematik okul matematiğidir.

Akademik matematik ve okul matematiği ayırımı matematikçi ile matematik eğitimcisi ayrımını yapmamızı da kolaylaştırmaktadır. Matematikçi matematiğin ulaşmış olduğu mevcut bilgi birikimini kullanarak bilinenlerden hareketle bilinmeyenlerle ilgili sorular sorarak yeni yaklaşımlar, problemler, çözümler ve teoremler ortaya koymak için çalışmalar yapar. Buna karşın matematik eğitimcisi; matematik nasıl daha iyi öğretilebilir, nasıl daha iyi öğrenilebilir hale getirilebilir ve bütün bu süreçlere teknoloji nasıl daha etkili bir şekilde dâhil edilebilir gibi sorular üzerinde düşünür. Genel olarak matematik eğitimcisinin araştırma konuları bu ve benzeri sorularla şekillenir.

Eğitim fakültelerinde istihdam edilen matematik eğitimcileri aynı zamanda öğretmen eğitimcisi midir? Şüphesiz cevap evettir. Matematik eğitimcisinin araştırma ve öğretme gibi birbiriyle doğrudan ilişkili iki faaliyeti vardır. Öğretici olarak hizmet öncesi, hizmet içi ve lisansüstü süreçlerde okul matematiğinin öğrenilmesi ve öğretilmesi ile ilgilenir. Bu konudaki bilgi birikimini uygulamaya koyarak öğrencilerini matematik öğretmeni ve matematik eğitimcisi olarak yetiştirmeye çalışır. Öğrenme, öğretme, özel eğitim, teknoloji, ölçme-değerlendirme ve öğretmen eğitimi matematik eğitimcisinin başlıca araştırma alanlarıdır. O halde öğretmen eğitimcisi olarak diğer akademisyenlerden onu farklı kılan nedir? Nasıl yetişir? Kimleri yetiştirir? Ne bilmeli ve hangi becerilere sahip olmalıdır?

Elbette matematik eğitimcisinden beklenilen öğretmeyi öğretme bilgi ve deneyimine sahip olmasıdır. Bir başka deyişle, öğretmenlerin matematiği öğretmek için ihtiyaç duyduğu matematiği öğretme bilgisine öğretmen eğitimcisi olarak öncelikle sahip olması gerekiyor. Bu bilgi ve deneyimin üç bileşeni vardır: müfredat bilgisi, pedagoji ve uygulama.

  •  Öğretmen eğitimcisi olarak matematik eğitimcisinin sahip olası gereken müfredat bilgisi okul öncesinden başlayan lisans düzeyinin ötesine geçen okul matematiğini kapsar. Çünkü her kademede matematik öğretecek öğretmenler yetiştirme onun sorumluluk alanına girer. Öğretmenin sahip olması gereken alan bilgisi öğreteceği müfredatın en az bir üst düzeyinde olmalıdır. Bu sınır öğretmenin matematikteki olması gereken bilgi derinliğinin sınırıdır ve bu derinliği ona kazandıracak olan öncelikli olarak matematik eğitimcisidir. Dolayısıyla bu öğretmeni yetiştirecek olan matematik eğitimcisi, okul matematiğinin içeriğini, içeriğin yapısını, öğrenme alanlarını ve bunlar arasındaki ilişkiyi, içeriğin amaçlarını, içeriğin verilişindeki yöntem ve yaklaşımları, niçin’leriyle bir konunun/kavramın nasıl öğretilebileceğini, kullanılacak gösterimleri, örnekleri, analojileri, teknolojileri, içeriğin öğrenilip öğrenilmediğini yoklamak amacıyla kullanılacak ölçme değerlendirme yaklaşımlarını çok iyi bilmelidir.
  •   Öğretmeyi öğretme bilgi ve deneyiminin ikinci bileşeni pedagojidir. Pedagoji orijinal olarak pedagogdan türetilmiştir. Eski Yunanda pedagog çocuğu besleyen, koruyan, belli davranışları çocuğa öğreten bakıcılara verilen addı. Bugüne uyarlarsak pedagog bir öğretmendir. O halde pedagoji onun yaptığı işi anlatmaktadır. Pedagoji öğrencide öğrenmeyi hayata geçirme işidir. Pedagoji öğrencide öğrenmeyi hayata geçirmek ise bunun için ilk adım; öğrenenin bilişsel, duyuşsal, devinişsel, sosyal ve kültürel yönden tanımasıdır. Dolayısıyla öğretmen eğitimcisi olarak matematik eğitimcisi öğretmen adayını bu yönleriyle ele alması ve tanıması gerekir. Bunu başarabilmesi için öğrenmenin nasıl gerçekleştiği konusunda kendini geliştirmeli ve etkili bir öğrenmenin gerçekleştirilmesinde kullanılacak yöntem ve stratejiler konusunda araştırmalar yapmalıdır.

  Öğretmen eğitimcisinin sahip olması gereken öğretmeyi öğretme bilgisinin üçüncü bileşeni ise uygulamadır. Bu bileşen öğretmeyi öğretme bilgi ve deneyiminin öğrenmeyi öğretmede kullanılmasını kapsar. Bir başka deyişle, öğrenmeyi organize etmeyi ve yönetmeyi gerektirir. Öğretmen adayları matematiği öğretme hakkında bir şeyler öğrenmek için eğitim fakültesine gelirler. Ben eğitim fakültesinde çalışan bir öğretmen eğitimcisi olarak gelen bu matematik öğretmeni adaylarına matematiği öğretme hakkında bir şeyler öğretebilmem için öncelikli olarak benim okul matematiğini bilmem gerekiyor. Ne kadar bilmeliyim? Yukarıda birinci bileşende öğretmenlerin kademelere göre sınırlarını çizdiğimiz müfredat bilgisinin üst sınırı matematik eğitimcisi olarak bizim için geçerlidir. Matematik eğitimcisi olarak lisans düzeyinde ele alınan okul matematiğinin tüm konularını nedenleri, niçinleri ve nasıllarıyla bilmeliyim ki onun pedagojisinden ve psikolojisinden söz edebileyim. Okul matematiğindeki derinliğiniz ne kadar artarsa onun öğretilmesi ile ilgili açıklamalarınız da o nispette zenginleşmiş olur. Öğretmen eğitimcisi olarak yetiştireceğimiz öğretmenlerin kendi öğrencilerinin çözümlerini analiz edebilmesini, öğrencilerinin verdiği cevapları uygun dönütlerle değerlendirmesini, amaca uygun olarak farklı gösterimleri, açıklamaları ve örnekleri kullanmasını istiyorsak öncelikli olarak bizim bunlara sahip olmamız ve bunları öğretmen yetiştirme programları boyunca uygulayabilmemiz gerekiyor.Matematik eğitimcisi ne bilmeli ve hangi becerilere sahip olmalı sorusunun cevabı bu şekilde netleşince matematik eğitimcisinin araştırma alanları ve akademik faaliyetlerinin sınırları ortaya çıkmış olacaktır. Böylece, öğretmen eğitimcisi olarak matematik öğretmeni yetiştirme işinin kendi akademik faaliyetinin bir parçası olduğunu bilmiş olacaktır. Ayrıca, doçentlik sınavlarına giren genç matematik eğitimcileri de jürilerinde olmaması gerektiği halde bulunan pür matematikçiye karşı hak ve sorumluluklarını bilmiş olacak ve fen bilimci olarak değil bir sosyal bilimci olarak muamele görecekti

Hizmet-öncesi ve hizmet-içi süreçlerde matematik eğitimcisinin rolünü ve yaptığı işleri şekillendiren faktörler nelerdir?

Bugünün matematik öğretmeni eğitimcileri yarının öğretmenlerini yetiştirebiliyor mu? Ya da kendilerine bu fırsat veriliyor mu? Matematik eğitimcisinin matematik öğretmeni yetiştirme konusunda yaptığı uygulama ve araştırmalar ülkemizdeki matematik öğretmeni eğitimini nasıl etkilemektedir? Nasıl öğrenilirse öyle öğretildiğine göre öğretmen adaylarına matematiği öğretmeyi nasıl öğretelim ki onlar da öğretmen olduklarında aynı şekilde öğrencilerine öğretebilsinler? Öğretmenin matematiği öğretme bilgisini nasıl geliştirebiliriz? Öğretmenin mesleki gelişimini nasıl destekleyebiliriz? Matematik eğitiminde dünyada ve bizde neler oluyor? Türkiye’de matematik eğitimcisi nasıl görünüyor? İleriye dönük neler yapılabilir? Matematik eğitiminde kariyer yapmak isteyenler nasıl bir eğitim sürecinden geçirilmeli? Tüm bu sorular hizmet-öncesi ve hizmet-içi süreçte matematik eğitimcisinin rolünü ve yapması gereken işleri şekillendirmektedir.

Daha biz işin başında lisans programlarında bir yanlışla işe başlamaktayız ve bu yanlış lisansüstü boyutta daha da vahim hale gelmektedir. Matematik eğitimi bir bütün olarak ele alınması gerekirken 1998 yılında YÖK’ün yaptığı yanlış yapılanma nedeniyle eğitim fakültelerinde ilköğretim matematik öğretmenliği ve ortaöğretim matematiği programları farklı iki bölümün altında yer almıştır. Bu yapılırken eğitim fakülteleri sadece öğretmen yetiştiren kurumlar gibi düşünülmüş ve lisans programları bu amaçla düzenlenmiştir. Buna karşın, matematik eğitiminin lisansüstü boyutu göz ardı edilmiştir. Anabilim dallarının yürüttüğü lisansüstü eğitimin amacı genel olarak alanı ile ilgili bilgi üretmek, o meslekte daha ileri uzmanlaşmayı sağlamak ve üniversitelerin ilgili alandaki öğretim elemanı ihtiyacını karşılamaktır. Matematik eğitiminin ilgi alanı, araştırma konuları ve yöntemleri, anabilim dalları ve uzmanlık alanları dünyanın diğer üniversitelerinde açık bir şekilde tanımlanmasına rağmen bizde henüz bu bilim dalı ana çizgileri ile belirginleştirilememiştir. Tek elden koordine edilmesi gerekirken matematik eğitimi anabilim dalı iki farklı bölüm çatısı altında ikiye bölündüğü için lisansüstü boyutta enstitülerde temsil edilmeleri bakımından aralarında hiçbir organik bağ da yoktur. Bu durumda, bir eğitim fakültesinde aynı anabilim dalında uzmanlaşmış iki öğretim üyesi iki farklı bölümde istihdam edilebilmektedir. Bu iki öğretim üyesinin bir araya gelerek matematik eğitimi ile ilgili gerek lisans programlarında ve gerekse lisansüstü programlarda işbirliği içinde yürütülecek dersleri planlama, stratejiler ve politikalar belireme şansları oldukça zordur. Eğitim fakültelerinin akademik faaliyetlerini sadece öğretmen eğitimi alanına yönlendirirseniz sonuçta lisansüstü boyutta öğretmen eğitimini kısır bir döngünün içine sokmuş olursunuz. Nitekim YÖK’ün 1998 yapılanması bunu getirmiştir. Hâlbuki eğitimin diğer disiplinlerinde yürütülecek lisansüstü çalışmalar ve araştırmalar eğitimde özgün bir bilgi birikimi meydana getirecek ve dolayısıyla öğretmen eğitiminin gelişmesinde dayanak noktası olabilecek bilimsel verilere ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bu araştırmaların sonuçları şüphesiz lisans programlarına da yansıyacak nitelikli öğretmen eğitimi müfredatlarının geliştirilmesine de olumlu yönde etki edecektir.

Bu beklentilerin aksine YÖK’ün “Fen-Edebiyat fakültelerinde lisans eğitimi sırasında öğrencilere pedagojik formasyon dersleri verilebilecektir” kararı öğretmen eğitimini sonu bilinmeyen bir maceraya sürüklemiştir. Bu bedelini şimdiden kimsenin tahmin edemeyeceği bir maceradır. Öğretmen eğitiminde yaşadığımız bu olumsuzluklar nedeniyle ülkemiz nasıl bir fatura ödeyecektir? Bunu alan eğitimcisi olmayan YÖK’tekilere ve matematikçi ile matematik eğitimcisi arasındaki farkı fark edemeyenlere anlatmamız oldukça zordur. Esas itibariyle öğretmen eğitiminde formasyon “formation” mesleğe gireceklere şekil verme süreci olarak anlaşılması gerekirken bizde bu kavramın içi boşaltılarak “formality” sözcüğü ile yer değiştirerek formalite olmuştur. Böylece öğretmen eğitiminde formasyon dersleri derken herkesin aklına formalitenin tamamlanması için alınması gereken birkaç pedagoji dersi gelmektedir. YÖK düştüğü bu çıkmazdan çıkmaya çalışırken 2015-2016 eğitim-öğretim yılında da pedagojik formasyon eğitimi sertifika programlarının devam edeceği açıklamasıyla yeni çıkmazlara düşmeye devam ediyor. YÖK’ün ilgili açıklamasında “Kurulumuz, yükseköğretimi planlama görevinden hareketle, gelecekle ilgili olarak popülist yaklaşımlardan uzak şekilde olabildiğince rasyonel planlamalar yapmayı şiar edinmiştir” ifadesi yer almaktadır. Eğer gerçekten böyle ise bu açıklamanın sonundaki “Bu dönem, pedagojik formasyon programı açma yeterliliğine sahip üniversitelere tahsis edilen toplam kontenjan 15.000 olarak belirlenmiş olup söz konusu kontenjanın alanlara göre dağılımı, talep ve istihdam dengesi de gözetilerek üniversitelerin ilgili kurulları tarafından yapılacaktır” ifadesi ne anlama gelmektedir?

Gerçekten, matematikçi ile matematik eğitimcisinin veya akademik matematikle okul matematiğinin arasındaki farkı fark edemeyenler “öğretmeyi bilen öğretebilir anlayışı yerine “bilen öğretir” anlayışını benimsenmiştir. Bu anlayışa göre, öğretmen adayının alanında neyi nasıl öğreteceğini bilmesi, öğreteceği müfredatı öğrenme alanları ve kazanımlarıyla birlikte tanıması, bunlara yönelik materyal hazırlayabilmesi, öğrencisini tanıması, onun bilişsel, duyuşsal ve devinişsel gelişmesine bağlı olarak uygun öğrenme-öğretme ortamları tasarlamayabilmesi,

öğrencisinin alana özgü öğrenmelerini uygun araçlar geliştirip ölçebilmesi o kadar önemli değildir. YÖK bu anlayışın temsilcisi ve uygulayıcısı olmuştur ve öğretmen yetiştirme işini basite almıştır. Bugünkü YÖK’ün uygulamadan kaldırdığı tezsiz yüksek lisans programı olarak yürütülen PGCE programında formasyon dersleri 3 dönemden ibaretti. Bu uygulamanın dayandığı temel ilke öğretmen adaylarının ağırlıklı olarak okullarda pratik yaparak deneyim kazanmalarıdır. Bu amaçla, programa okul deneyimi ve öğretmenlik uygulaması dersleri konulmuştu. Böylece, öğretmen adayı yeterli bir süre okullarda çalışma, öğrenciyi tanıma ve teori ile pratiği birleştirme imkânı bulacaktı. Ancak, çok sürmedi ve denildi ki PGCE programı İngiltere’nin bir uygulamasıdır ne lüzumu var biz kendimize özgü bir model uygulayalım. Üç dönem çok uzun, bu dersleri 2 döneme sığdırabiliriz. Sonra bu kadar derse ne gerek var bir kısmını da atalım. Evet bu uygulamaya geçtikten sonra zaten bir formalite haline dönüştürülen formasyon derslerini neden fen-edebiyat fakülteleri de vermesin? Düz mantık: zaten öteden beri öğretmenin sahip olması gereken alan bilgisini fen-edebiyat fakülteleri veriyor o halde geriye kalan ve sadece iki dönemden ibaret olan

formasyon derslerini de pekâlâ verebilirler. Bu görüş YÖK’te de benimsenmiş ve öğretmen eğitiminden sorumlu hiçbir eğitim fakültesi veya alan eğitimi uzmanı ile istişare edilmeden yukarıda sözünü ettiğimiz malum karar alınmıştır.

Özellikle belirtmeliyiz ki öğretmeninin alanı öğretme bilgisi bugünkü YÖK’ün anladığı gibi o kadar basite alınacak bir durum değildir. Gelişmiş ülkeler bunu çok ciddiye almakta ve öğretmen adayına yeterli alanı öğretme bilgisini kazandırmak amacıyla lisansüstü düzeyde en az dört yarıyıllık bir lisansüstü program sunmaktadırlar. Benzer uygulamaları bizim de yapmamızın önünde hiç bir engel yoktur. YÖK’ün alan eğitimcilerini sürece katması yeterli olacaktır. İlk iş olarak eğitim fakültelerinin ortaöğretim öğretmenliği programları ve tezsiz yüksek lisans programları dünyadaki uygulamalarla karşılaştırılarak yeniden ele alınmalıdır. Bizim Matematik Eğitimi Derneği olarak önerimiz kısa, net ve uygulanabilirdir: Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizde de ortaöğretime alan öğretmeni yetiştirme işi lisansüstü düzeyde programlarla gerçekleştirilmelidir. Bu amaçla tek bir bölüm olarak matematik eğitimi bölümü adı altında ilköğretim ve ortaöğretim ayrımı olmadan 5 yıllık matematik öğretmenliği programı olarak yürütülmelidir. Bunun yanında fen fakültelerinin matematik bölümlerinin son sınıfa gelmiş yeterli alan bilgisine sahip başarılı öğrencilerine de eğitim fakültelerinin matematik eğitimi bölümlerinde 4 yarı-yıllık alan öğretmenliği tezsiz yüksek lisans programları sunulmalıdır. Söz konusu 4 yarı-yıllık bu programlara benzer programlar Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya gibi birçok ülkede uygulanmaktadır. Alan öğretmenliklerine yönelik açılacak söz konusu bu 4 yarıyıllık yüksek lisans programlarının içinin nasıl doldurulacağı “matematik eğitimcilerine” bırakılmalıdır.

vexrobotics

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.