Matematiği İyi Olan ve İyi Olmayan Çocuklar Arasında Sadece Bir Temel Fark Vardır

2
23250

Bir gün bir öğrenciyle sohbet ederken bana ilginç bir şey anlattı. “Matematik adamı” olmayışının nedeni sayısal zekasının düşük olmasıymış. Sayısal zekasını düşük olmasının nedeni ise ellerini kenetlediğinde sağ başparmağının sol başparmağının üzerinde olmasıymış. Bu da sözel zekasının olduğunun göstergesiymiş! Tabi bu durumda öğrencinin kenetlenmiş ellerini açıp eline  bir kalem vermek gerekiyor.

ZEKA MI öğrencileri kontrol etmeli yoksa ÖĞRENCİLER Mİ zekayı kontrol etmeli? Cevabı bu yazıda.

“Ben bir matematik adamı değilim”.

Bunu her zaman duyarız. Artık bundan bıktık. Çünkü “matematik insanları” fikrinin bugün Amerika’ ya en çok zarar veren fikir olduğuna inanıyoruz. Doğru olan muhtemelen sizin “matematik adamı” olduğunuzdur ve bu durumun aksini düşünersiniz kendi kariyerinizi zora sokarsınız. Daha kötüsü, imkanları olmayan öğrencilere zarar veren bu tehlikeli efsaneyi kalıcılaştırırsınız – doğuştan gelen genetik matematik becerisi efsanesini.

Matematik becerisi genetik midir? Kesinlikle, bir dereceye kadar. Her sene top dergilerde düzinelerce yazı yayımlayan Terence Tao, Ucla’ nın ünlü usta matematikçisi teorilerinin en zor parçalarına yardımcı olması için dünyadaki araştırmacılar tarafından aranılır. Ne kadar çok çalıştığımızın ya da ne kadar iyi öğretildiğimizin bir önemi yok. Esasında hiç birimiz Terence Tao kadar matematikte asla iyi olamayız. Ama şu da vardır: Olmak zorunda da değiliz! Lise matematiği için doğuştan gelen yetenek çok çalışmaktan, iyi hazırlık yapmaktan ve kendine güvenden çok az daha önemlidir.

Bunu nasıl biliriz? Her şeyden önce ikimiz de yıllarca matematik öğrettik – profesör olarak, öğretim asistanı olarak ve özel ders öğretmeni olarak. Tekrar ve tekrar aşağıdaki örüntünün kendini tekrar ettiğini gördüğünü gördük:

  1. Farklı çocuklar farklı seviyelerde hazırlık yaparak matematik dersine gelirler. Bu çocukaların bazılarının onları genç yaştan itibaren matematik çalıştıran ebebeynleri vardır. Diğerlerinin ise ebebeynlerinin hiçbir katkısı yoktur.
  2. İlk bir kaç testte iyi hazırlanmış olan öğrenciler güzel not alırlar. Hazırlık yapmamış çocuklar ise sadece çırpınıp durarak anladıklarından not alırlar.belki % 80 ya da % 85′ i kesin B alırlar.
  3. Yüksek not alanların çalıştıkları için yüksek not aldıklarını farketmeyen ve çalışmayan çocuklar genetik becerinin başarı farklılığı üzerinde etkisi olduğunu zannederler. Kendilerinin “matematik adamı” olmadığına karar verirler ve gelecek derslerde de çok çalışmazlar. Böylece daha da geriye düşerler.
  4. B öğrencilerinin sadece iyi hazırlanmadığını fark etmeyen ve iyi hazırlanan çocuklar kendilerini “matematik adamı” zannederler, bu avantajlarını sağlamlaştırmak için gelecekte daha çok çalışırlar.

Böylece insanların matematik yapma becerisinin değişemeyeceği fikri kendini gerçekleştiren bir kehanet olur.

Matematik becerisinin daha çok genetik olduğu fikri zekanın daha çok genetik olduğunu savunan daha büyük bir yanılgının karanlık tarafıdır. Akademik psikoloji dergileri tanımladığımız kendini gerçekleştiren bu kehanetin arkasında yatan dünya görüşünün çalışmalarını içeren makalelerle doludur. Örneğin Purdue Üniversitesi’ nden Patricia Linehan’ ın yazdığı gibi:

Yetenek kavramı üzerine yapılan bir takım araştırmalar becerinin iki yönelimi olduğunu gösterdi. Kademeli Yönelimi olan öğrenciler yeteneğin  kontrol edilebilir olduğuna inanırlar ve zeka onlar için gayret gösterince artan bir özelliktir. Mevcudiyet Yönelimi olan öğrenciler  ise zekanın kontrol edilemez olduğuna inanırlar ve zeka onlar için gayret gösterince artmayan sabit bir özelliktir. 

“Varlık yönelimi” nin kastettiği “Sen zekisindir ya da değilsindir, bu da hikayenin sonudur” kötü sonuçlar doğurur – bir çok araştırma tarafından onaylanan sonuç. (Bunun matematik ile olan ilişkisi, matematikteki cinsiyet ayrımının nedeninin en büyük sebebinin doğuştan gelen matematik becerisine olan inanç olduğunu bulan Oklahoma’ daki araştırmacılar tarafından gösteriliyor).

Psikolog Lisa Blackwell, Kali Trzesniewski ve Carol Dweck insanların zekayla ilgili inançlarını iki seçenek altında topladı:

  1. Belli bir zekanız vardır ve onu değiştirecek çok şey yapamazsınız.
  2. Her zaman ne kadar zeki olduğunuzu büyük oranda değiştirebilirsiniz.

“Her zaman ne kadar zeki olduğunuzu büyük oranda değiştirebilirsiniz.” fikrine katılan öğrencilerin yüksek notlar aldıklarını buldular. Ama Richerd Nisbett’ in “Intelligence and How to Get It” adlı kitabında da anlattığı gibi, bu araştırmacılar daha dikkate değer şeyler yaptılar:

Dweck ve onun iş arkadaşları az sayıda başarısız ortaokul öğrencilerini zekalarının kontrol edilebilir olduğuna ve çok çalışarak zekalarını geliştirebilecekleri konusunda ikna etmeye çalıştılar… öğrenme yenisini oluşturarak beyni değiştirir … bağlantılar ve bu değişim sürecinden sorumlu olan öğrenciler.

Sonuçlar mı? Öğrencilerin daha çok çalışarak kendilerini daha zeki yapabileceklerine inandırmak onları daha fazla çalışmasını sağladı ve daha yüksek notlar aldılar. Bu müdahele en çok zekanın genetik bir faktör olduğuna inanmaya başlayan öğrencileri etkiledi. (Nasıl ezberlenileceği öğretilen kontrol grubu hiçbir şey kazanmadı).

Ama notların yükselmesi en belirgin sonuç değildi, Dweck zekalarının önemli derecede kendi kontrollerinde olduğunu öğrenen bazı ortaokul öğrencilerinin gözyaşlarına boğulduğunu söyledi. Aptal doğduğunuz inancıyla yaşamak kolay değil – ve böyle kalmaya mahkum edilmek.

Hemen hemen herkes için aptal olduğunuza inanmak ve böyle kalmaya mahkum edilmek inanılan bir yalandır. IQ nun kendisi çok çalışarak yükseltilebilir. Gerçeklere inanmak zordur. Bu nedenle burada birçok kişinin eğer çok çalışırlarsa zeki olabileceklerine sizi ikna etmek için bazı linkler var:

Yaşama Sanatı (The Art of Living)

Johsua Foer tarafından yazılan Einstein’ le Ay yürüyüşü (Moonwalking with Einstein by Joshua Foer)

Daniel Coyle tarafından yazılan Yetenek Kod (The Talent Code by Daniel Coyle)

Geoff Calvin tarafından yazılan Yeteneğe Fazla Değer Verilir (Talent is Overrated by Geoff Calvin)

Peki neden matematiğe odaklanıyoruz? Bir şey için, bugünlerde iyi bir işe sahip olabilme konusunda matematik becerisinin önemi gittikçe artıyor – yani özellikle matematik öğrenemeyeceğinize inanarak kendi kendinize zarar verirsiniz. Ama aynı zamanda matematik Amerika’ da “doğuştan yetenek yanılgısının” en çok yerleştirildiği alandır. Herkesin matematik öğreneceğine kendimizi ikna edersek çok çalışarak her şeyin öğrenebileceğine dair kendinizi ikna etme konusunda da küçük bir adım atmış olursunuz.

Amerika tehlikeli genetik matematik becerisi fikrine diğer milletlerden daha duyarlı mı? Bizim buradaki kanıtımız sadece anekdotsaldır, ama durumun bu olduğundan şüpheleniriz. Amerika’ da dördüncü ve sekizinci sınıflar uluslararası matematik karşılaştırmalarında oldukça iyi puan alırken – Almanya, İngiltere, İsveç gibi ülkeleri geçerek – lise öğrencilerimiz büyük farkla o ülkelerden geride kalıyor. Bu da Amerikalıların yeteneklerinin herhangi birininki kadar iyi olduğunu anlatıyor ama çok çalışarak bu yetenekten çıkar sağlama konusunda başarısız oluyoruz. Sönük lise matematik performansına cevap olarak Amerika eğitim politikasındaki bazı etkili sesler daha az matematik öğretmeyi önerdiler – örneğin Andrew Hacker artık daha fazla zorunlu olmaması için cebir hakkında yazdı. Altmetin, elbette, çok sayıda Amerikalı çocuğun sadece x’ i çözme yeteneğiyle doğmadığıydı (Bundan önceki bir yazıda da cebirin zorunlu olmamasını savunan kişler olduğundan bahsediyordu. Sonuç olarak matematiği kolaylaştırmamalıyız).

Biz bu yaklaşımın feci ve yanlış bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. İlk olarak bu bir çok Amerikalıyı çok çalışan yabancılar ile küresel piyasada yarışmak için kötü hazırlanmış kişiler yapıyor. Ancak bu bile önemli bir şekilde eşitsizliğe katkı yapabilir. Pek çok araştırma yazılım gibi tekniksel beceri gerektiren alanların Amerika’ nın üst orta sınıfı ve işçi sınıfı arasında giderek aratan büyük farklılığa neden olduğunu gösterdi. Biz tüm bu eşitsizlik için ilacın eğitim olduğunu düşünmezken, kesinlikle gittikçe artan otomatikleştirilmiş iş alanlarında matematiği bırakan Amerikalılar kendilerini küçümsüyorlar.

Bir çok Amerikalı denklemlerden ve matematiksel sembollerden korkarak zor zamanlar geçiriyorlar. Onların çoğunun korktuğu şeyin bir anda denklemi kavrayamayarak genetik olarak alt seviyede olduklarını kanıtlamaktan korktuklarını düşünüyoruz (elbette gerçekte bir matematik profesörü bile dikkatli bir şekilde okumalıdır). Bunun için matematik gibi görünen her şeyden uzak duruyorlar ve “Ben matematik adamı değilim” diyerek protesto ediyorlar. Bunun için kendilerini kazançlı kariyer fırsatlarından soyutluyorlar. Bunun durması gerektiğina inanıyoruz. Aynı görüşü bizimle Ouartz’ da harika iki köşe yazısı bulunan (burada ve burada) ekonomist ve yazar Allison Schrager’ de paylaşıyor.

Amerikalıların matematikte başarılı olmasına yardımcı olmanın tek yolu Japonya, Çin ve Kore’ deki yaklaşımı kopyalamaktır. Zeka ve Onun Nasıl Elde Edileceği’ nde (Intelligence and How to Get It) Nisbett Doğu Asya ülkelerinin eğitim sisteminin nasıl doğuşten gelen yetenek değil de çok çalışma üzerine odaklandığını anlatıyor:

  1. “Amerika’ da çocuklar bir yılda yaklaşık olarak 180 gün okula giderken Japonya’ daki çocuklar bir yılda yaklaşık olarak 240 gün boyunca okula gidiyor.”
  2. “1980′ lerin Japon lise öğrencileri bir günde 3,5 sa çalışırlardı ve bu sayı muhtemelen olabilecek bir sayı ama daha fazla da olabilir”.
  3. “[Japonya’ da ve Kore’ de oturanların] zeka ve düşünsel başarıların yüksek oranda etki altına alınabilecek şeyler olduğunu bulmak için okumalarına gerek yok. Konfüçyüs 25 yüz yıl önce bu sorunu tam olarak çözmüş. “
  4. “Onlar bir şeyi kötü yaptıklarında [Japonlar, Koreliler, vb ] ona daha çok çalışarak cevap veriyorlar.”
  5. Başarısızlık yüzünden inatçılık Asya geleneğinin kendi kendini geliştirmesinin en büyük parçasıdır. Ve [bu ülkedeki insanlar] batılıların kaçındığı ya da sinirlendiği kendi kendini geliştirme durumlarına karşı olan eleştirilere alışıklar.

Biz kesinlik Amerika’ nın eğitim sisteminin Japonya’ nın yaptığı her şeyi kopyalamasını istemiyoruz (ve Konfüçyüs’ ün bilgeliğine karşı agnostik kalıyoruz. Ama bize öyle görünüyor ki çok çalışma üzerindeki vurgu sadece modern Doğu Asya’ da değil Amerika’ nın geçmişinde de olan bir özelliktir. Çabalama üzerindeki vurguya geri dönersek, Amerika sadece başarılı yabancılardan kopya etmeyerek kendi köküne dönebilir.

Japonlar’ dan bir kaç sey almanın yanı sıra çocukları daha zeki yapmak için en az bir tane Amerikan-tarzı fikre ihtiyacımız var: Öğrenme konusunda çok çalışan insanlara bir kahraman ya da rol model gibi davran. İnatçılık ve cesaret ile eksik kısımlarını telafi ederek yeteneklerini geliştieren spor kahramanlarına önceden beri çok saygı gösteririz; neden eğitim kültürümüz bundan farklı olmalı?

İnandığımız matematik eğitiminin yavaş ve endişe verici değişimin en çok parlayan alanı olduğudur. Ülkemizin çok çalışmaya olan inancın kültüründen genetik determinizme olan inancın kültürüne doğru geçiş yaptığını görüyoruz. “Doğal’ a Karşı Destek Olma” arasındaki tartışmada üçüncü kritik unsur – kişisel azim ya da çaba – bir kenara bırakılmış gibi duruyor. Onu geri getirmek istiyoruz ve başlamak için en güzel yerin matematik olduğunu düşünüyoruz.

Kaynak: http://qz.com/139453/theres-one-key-difference-between-kids-who-excel-at-math-and-those-who-dont/

egtmatematikBanner

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here