Matematiği İyi Olan ve Olmayan Çocuklar Arasında Sadece Bir Temel Fark Vardır

2
28827

Bir gün bir öğrencimle sohbet ederken bana ilginç bir şey anlattı. “Matematikçi” olmayışının nedeni sayısal zekasının düşük olmasıymış. Sayısal zekasının düşük olmasının nedeni ise ellerini kenetlediğinde sağ başparmağının sol başparmağının üzerine gelmesiymiş. Bu da sözel zekasının yüksek olduğunun göstergesiymiş! Tabi bu durumda öğrencinin kenetlenmiş ellerini açıp eline bir kalem vermek gerekiyor. Aslında öğrencime ne demek istediğimi aşağıdaki yazıyı okuyunca daha iyi anlayacaksınız:

“Ben bir matematikçi değilim”.

Bunu her zaman duyarız. Artık bundan bıktık. Çünkü “matematikçiler” fikrinin bugün Amerika’ ya en çok zarar veren fikir olduğuna inanıyoruz. Doğru olan muhtemelen sizin “matematikçi” olduğunuzdur ve bu durumun aksini düşünersiniz kariyerinizi zora sokarsınız. Daha kötüsü, imkanları olmayan öğrencilere zarar veren bu tehlikeli efsaneyi devam ettirirsiniz – doğuştan gelen genetik matematik becerisi efsanesini.

Matematik becerisi genetik midir? Kesinlikle ama bir dereceye kadar. Her sene top dergilerde düzinelerce yazısı yayımlanan Ucla’ nın ünlü usta matematikçisi Terence Tao teorilerinin en zor kısımlarında kendilerine yardımcı olması için dünyadaki araştırmacılar tarafından aranır. Ne kadar çok çalıştığımızın ya da ne kadar iyi öğretildiğimizin bir önemi yok. Hiçbirimiz Terence Tao kadar asla matematikte iyi olamayız. Ama şu da vardır: Olmak zorunda da değiliz! Lise matematiği için doğuştan gelen yetenek çok çalışmaktan, iyi hazırlık yapmaktan ve kendine güvenden daha çok önemli değildir.

Bunu nerden biliyoruz? Her şeyden önce ikimiz de yıllarca matematik öğrettik – profesör olarak, öğretim asistanı olarak ve özel ders öğretmeni olarak. Tekrar ve tekrar aşağıdaki örüntünün kendini tekrar ettiğini gördük:

  1. Farklı çocuklar farklı seviyelerde hazırlık yaparak matematik dersine gelirler. Bu çocuklardan bazılarının onları küçük yaşlardan itibaren matematik çalıştıran ebebeynleri vardır. Diğerleri ise ebebeynlerinden hiçbir destek almamaktadır.
  2. İyi hazırlanmış olan öğrenciler ilk bir kaç testten iyi notlar alırlar. Hazırlık yapmamış çocuklar ise anlamak için çırpınıp durur ve bunlardan not alır.belki %80 ya da % 85′ i kesin B alır.
  3. Yüksek not alanların çalıştıkları için yüksek not aldıklarını farketmeyen ve çalışmayan çocuklar genetik becerinin başarı farklılığı üzerinde etkisi olduğunu zannederler. Kendilerinin “matematikçi” olmadığına karar verirler ve ilerideki konulara de çok çalışmazlar. Böylece derslerinden daha çok geride kalırlar.
  4. B öğrencilerinin sadece iyi hazırlanmadığını fark etmeyen ve iyi hazırlanan çocuklar kendilerini “matematikçi” zannederler, bu üstünlüklerini korumak için gelecekte daha çok çalışırlar.

Böylece insanların matematiğe olan yeteneğinin değiştirilemeyeceği fikri kendini gerçekleştiren bir kehanete döner.

Matematik becerisinin daha çok genetik olduğu fikri zekanın daha çok genetik olduğunu savunan daha büyük bir yanılgının karanlık tarafıdır. Akademik psikoloji dergileri burada tanımladığımız kendini gerçekleştiren bu kehanetin arkasında yatan dünya görüşü ile ilgili çalışmaları içeren makalelerle doludur. Örneğin Purdue Üniversitesi’ nden Patricia Linehan’ ın yazdığı gibi:

Yetenek kavramı üzerine yapılan bir takım araştırmalar becerinin iki yönelimi olduğunu gösterdi. Kademeli Yönelimi olan öğrenciler yeteneğin  kontrol edilebilir olduğuna inanırlar ve zeka onlar için gayret gösterince artan bir özelliktir. Mevcudiyet Yönelimi olan öğrenciler ise zekanın kontrol edilemez olduğuna inanırlar ve zeka onlar için gayret gösterince artmayan sabit bir özelliktir. 

“Varlık yönelimi” nin kastettiği “Sen zekisindir ya da değilsindir, bu da hikayenin sonudur“. Bu da kötü sonuçlar doğurur – bir çok araştırma tarafından onaylanan sonuç. (Bunun matematik ile olan ilişkisi, matematikteki cinsiyet ayrımının nedeninin en büyük sebebinin doğuştan gelen matematik becerisine olan inanç olduğunu bulan Oklahoma’ daki araştırmacılar tarafından gösteriliyor).

Psikolog Lisa Blackwell, Kali Trzesniewski ve Carol Dweck insanların zekayla ilgili inançlarını ikiye böldü:

  1. Belli bir zekanız vardır ve onu değiştirmek için yapacak çok şey yoktur.
  2. Ne kadar zeki olduğunuzu her zaman büyük oranda değiştirebilirsiniz.

“Ne kadar zeki olduğunuzu her zaman büyük oranda değiştirebilirsiniz.” fikrine katılan öğrencilerin yüksek notlar aldıklarını buldular. Ama Richerd Nisbett’ in “Intelligence and How to Get It” adlı kitabında da anlattığı gibi, bu araştırmacılar daha dikkate değer şeyler yaptılar:

Dweck ve onun iş arkadaşları az sayıda başarısız ortaokul öğrencilerini zekalarının kontrol edilebilir olduğuna ve çok çalışarak zekalarını geliştirebileceklerine ikna etmeye çalıştılar… öğrenme yenisini oluşturarak beyni değiştirir … bağlantılar ve bu değişim sürecinden sorumlu olan öğrenciler.

Sonuçlar mı? Öğrencilerin daha çok çalışarak kendilerini daha zeki yapabileceklerine inandırmak onların daha fazla çalışmasını sağladı ve daha yüksek notlar aldılar. Bu en çok zekanın genetik bir faktör olduğuna inanmaya başlayan öğrencileri etkiledi. (Nasıl ezberlenileceği öğretilen kontrol grubu hiçbir gelişme göstermedi).

Ama notların yükselmesi en belirgin sonuç değildi, Dweck zekalarının önemli derecede kendi kontrollerinde olduğunu öğrenen bazı ortaokul öğrencilerinin gözyaşlarına boğulduğunu söyledi. Aptal doğduğunuz inancıyla yaşamak kolay değil – ve böyle kalmaya mahkum edilmek.

Hemen hemen herkes için aptal olduğunuza inanmak ve böyle kalmaya mahkum edilmek inanılan bir yalandır. IQ nun kendisi çok çalışarak yükseltilebilir. Gerçeklere inanmak zordur. Bu nedenle burada birçok kişinin eğer çok çalışırlarsa zeki olunabilineceğine dair sizi ikna etmesi için bazı linkler var:

Yaşama Sanatı (The Art of Living)

Johsua Foer tarafından yazılan Einstein’ le Ay yürüyüşü (Moonwalking with Einstein by Joshua Foer)

Daniel Coyle tarafından yazılan Yetenek Kod (The Talent Code by Daniel Coyle)

Geoff Calvin tarafından yazılan Yeteneğe Fazla Değer Verilir (Talent is Overrated by Geoff Calvin)

Peki neden matematiğe odaklanıyoruz? Bir şey için, bugünlerde iyi bir işe sahip olabilme konusunda matematik becerisinin önemi gittikçe artıyor – yani özellikle matematik öğrenemeyeceğinize inanarak kendi kendinize zarar verirsiniz. Ama aynı zamanda matematik Amerika’ da “doğuştan yetenek yanılgısının” en çok yerleştirildiği alandır. Herkesin matematik öğrenebileceğineceğine kendimizi ikna edersek çok çalışarak her şeyin öğrenebileceğine dair kendinizi ikna etme konusunda da küçük bir adım atmış olursunuz.

Amerika, tehlikeli genetik matematik becerisi fikrine diğer milletlerden daha duyarlı mı? Bizim buradaki kanıtımız sadece anekdotsaldır, ama durumun böyle olduğuna dair şühelerimiz var. Amerika’ da dördüncü ve sekizinci sınıflar uluslararası matematik karşılaşmalarında oldukça iyi puan alırken – Almanya, İngiltere, İsveç gibi ülkeleri geçerek – lise öğrencilerimiz büyük farkla o ülkelerin gerisinde kalıyor. Bu da Amerikalıların yeteneklerinin herkes kadar iyi olduğunu gösteriyor ama çok çalışarak bu yetenekten çıkar sağlama konusunda başarısız oluyoruz. Lise matematikteki düşük performansa cevap olarak Amerika eğitim politikasında etkili bazı sesler daha az matematik öğretmeyi önerdiler -Örneğin Andrew Hacker artık daha fazla zorunlu olmaması için cebir hakkında yazdı. Altmetin, elbette, çok sayıda Amerikalı çocuğun sadece x’ i çözme yeteneğiyle doğmadığıydı (Bundan önceki bir yazıda da cebirin zorunlu olmamasını savunan kişler olduğundan bahsediyordu. Sonuç olarak matematiği kolaylaştırmamalıyız).

Biz bu yaklaşımın feci ve yanlış bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. İlk olarak bu bir çok Amerikalıyı çok çalışan yabancılar ile küresel piyasada yarışmak için kötü hazırlanmış kişilere dönüştürüyor. Ancak bu bile önemli bir şekilde eşitsizliğe neden olabilir. Pek çok araştırma yazılım gibi tekniksel beceri gerektiren alanların Amerika’ nın üst orta sınıfı ve işçi sınıfı arasında giderek aratan büyük farklılığa neden olduğunu gösterdi. Biz tüm bu eşitsizliklerin  tek ilacının eğitim olduğunu düşünmüyoruz ama kesinlikle gittikçe artan otomatikleştirilmiş iş alanlarında matematiği bırakan Amerikalıların kendilerini küçümsediklerini düşünüyoruz.

Bir çok Amerikalı denklemlerden ve matematiksel sembollerden korkarak zor zamanlar geçiriyorlar. Onların çoğunun bir anda denklemi kavrayamamalarının genetik olarak alt seviyede olduklarını kanıtı olduğundan korktuklarını düşünüyoruz (elbette gerçekte bir matematik profesörü bile dikkatli bir şekilde okumalıdır). Bunun için matematik gibi görünen her şeyden uzak duruyorlar ve “Ben matematikçi değilim” diyerek protesto ediyorlar. Bunun için kendilerini kazançlı kariyer fırsatlarından soyutluyorlar. Bunun durması gerektiğina inanıyoruz. Aynı görüşü bizimle Ouartz’ da harika iki köşe yazısı bulunan (burada ve burada) ekonomist ve yazar Allison Schrager’ de paylaşıyor.

Amerikalıların matematikte başarılı olmasına yardımcı olmanın tek yolu Japonya, Çin ve Kore’ deki yaklaşımı kopyalamaktır. Zeka ve Onun Nasıl Elde Edileceği’ nde (Intelligence and How to Get It) Nisbett Doğu Asya ülkelerinin eğitim sisteminin nasıl doğuşten gelen yetenek değil de çok çalışma üzerine odaklandığını anlatıyor:

  1. “Amerika’ da çocuklar bir yılda yaklaşık olarak 180 gün okula giderken Japonya’ daki çocuklar bir yılda yaklaşık olarak 240 gün boyunca okula gidiyor.”
  2. “1980′ lerin Japon lise öğrencileri bir günde 3,5 sa çalışırlardı ve bu sayı muhtemelen olabilecek bir sayı ama daha fazla da olabilir.”
  3. “[Japonya’ da ve Kore’ de oturanların] zeka ve düşünsel başarıların yüksek oranda etki altına alınabilecek şeyler olduğunu bulmak için okumalarına gerek yok. Konfüçyüs 25 yüz yıl önce bu sorunu tam olarak çözmüş.”
  4. “Onlar bir şeyi kötü yaptıklarında [Japonlar, Koreliler, vb ] ona daha çok çalışarak cevap veriyorlar.”
  5. Başarısızlık yüzünden inatçılık Asya geleneğinin kendi kendini geliştirmesinin en büyük parçasıdır. Ve [bu ülkedeki insanlar] batılıların kaçındığı ya da sinirlendiği kendi kendini geliştirme durumlarına karşı olan eleştirilere alışıklar.

Biz kesinlikle Amerika’ nın eğitim sisteminin Japonya’ nın yaptığı her şeyi kopyalamasını istemiyoruz (ve Konfüçyüs’ ün bilgeliğine karşı agnostik kalıyoruz. Ama bize öyle görünüyor ki çok çalışma üzerindeki vurgu sadece modern Doğu Asya’ da değil Amerika’ nın geçmişinde de olan bir özelliktir. Çabalama üzerindeki vurguya geri dönersek, Amerika sadece başarılı yabancılardan kopya etmeyerek kendi köküne dönebilir.

Japonlar’ dan bir kaç sey almanın yanı sıra çocukları daha zeki yapmak için en az bir tane Amerikan-tarzı fikre ihtiyacımız var: Öğrenme konusunda çok çalışan insanlara bir kahraman ya da rol model gibi davran. İnatçılık ve cesaret ile eksik kısımlarını telafi ederek yeteneklerini geliştiren spor kahramanlarına önceden beri çok saygı gösteririz; neden eğitim kültürümüz bundan farklı olsun ki?

İnandığımız, matematik eğitiminin yavaş ve endişe verici değişiminin en çok parlayan alanı olduğudur. Ülkemizin çok çalışmaya olan inancın kültüründen genetik determinizme olan inancın kültürüne doğru geçiş yaptığını görüyoruz. “Doğa mı Yetiştirme mi” tartışılırken üçüncü kritik unsur – kişisel azim veya çaba – bir kenara bırakılmış gibi duruyor. Onu geri getirmek istiyoruz ve başlamak için en güzel yerin matematik olduğunu düşünüyoruz.

Kaynak: http://qz.com/139453/theres-one-key-difference-between-kids-who-excel-at-math-and-those-who-dont/

vexrobotics

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here